

Gündemimiz: Uzaktan Eğitim
Covid-19 salgını ile tüm dünyada virüsün yayılmasını kontrol altına almak amacıyla birçok alanda acil müdahale planları devreye girdi. Bu planların en önemlilerinden bir tanesi eğitim alanındaydı. Kriz koşulları nedeniyle okullar kapatıldı ve öğretim şekli, yüz yüze öğretimden uzaktan öğretime çevrildi. Şu an kısmi açılma aşamasında olunsa bile, uzaktan eğitim sürüyor. Burada birincil amacın yeni bir öğretim ekosistemi oluşturmak olduğu da çok tartışıldı, elbette bu yolla alternatif bir eğitim sisteminin ilk adımları da atılmış oldu, ancak biz eğitimciler bu durumu kriz sırasında eğitime geçici ve güvenilir şekilde erişim sağlamak olarak değerlendirdik. Uzaktan eğitim modeline eğitim kurumları, öğretmenler, öğrenciler ve veliler olarak hepimiz hazırlıksız yakalandık. Daha önce böyle bir deneyimimiz olmamıştı.
Bu süreçte en büyük güçlüğü yaşayan grup aslında öğretmenler oldu. Uzaktan eğitim dışarıdan sadece içerik yüklemek ve bunu sunmak gibi görünüyor. Oysaki bu kadar basit değil. Öğretmenler çok kapsamlı yapılması gereken yeni sınıf planlamaları ile karşı karşıya kaldılar. Yüz yüze eğitim içeriğinin nerdeyse tamamı uzaktan eğitim içeriğine dönüştürüldü. Sınıfta hakimiyet sağlamak başka bir şey, ekran başındaki bir sınıfın uzaktan hakimiyetini sağlamak ve yönetmek çok başka bir şey. Ayrıca öğretmenler çocukların katılımını ve öğrenimini teşvik edecek çevrimiçi öğrenme araçlarını bulma ihtiyacını çok yoğun yaşadılar. Bu süreçte pek çok bilmedikleri tekniği öğrenmeye çalışırken aynı zamanda inanılmaz artan iş yükleri ile mücadele etmek zorunda kaldılar.
Bu süreç öğrenciler adına da farklı tartışmaları gündeme taşıdı. Uzaktan eğitim ile çocukların ekran başında geçirdikleri süredeki artışın fayda mı yoksa zarar mı getirdiği tartışılmaya başlandı. Gerçekte günümüzde çocukların ekran bağımlılığı Covid-19 sürecinden çok daha öncesinde zaten vardı. Çocuklar ister telefon ister tablet ister televizyon aracılığı ile olsun, zaten ekrana bağımlı hale gelmişlerdi. Günde sekiz- dokuz saatini bir şekilde ekranla geçiren çocuklar vardı. Uzaktan eğitimde hiç olmazsa ekran başında geçirilen sürenin niteliği değişti. Pek çok okul derslerin yanı sıra değişik pek çok aktiviteyi de online programlarının içine dahil etti. Ekran aracılığı ile yaratıcı şekilde tasarlanmış resim, elişi çalışmaları, yoga çalışmaları gibi çeşitli atölyelere yer veriliyor. Yani evet uzun bir ekran süresi var, ama bu süreyi dolduracak nitelikli aktiviteler de var.
Uzaktan öğrenme sürecinde çocuğun çok izole, çok yalnız kalıyor olması da tartışıldı. Evet, okul sadece okuma yazmanın öğrenildiği, akademik bilginin edinildiği bir yer değil. Okul arkadaşlarla birlikte olunan, birlikte eğlenilen, öğrenilen, kendi başına var olmanın, başarının, başarısızlığın deneyimlendiği, birçok hayat becerisinin geliştirildiği çok önemli bir sosyal duygusal öğrenme ve gelişim alanı. Uzaktan öğretim ise daha çok akademik bilginin edinilmesini mümkün kılıyor ve bu da sosyal duygusal gelişimin ihmal edilmesi anlamına geliyor. Ancak online bağlantılar sayesinde çocuk bu süreçte en azından öğretmeni, arkadaşları ve okulundan kopmadı ve etkileşimini sürdürdü.
Bu süreçte en zorlanan grup ise okul öncesi dönemdeki çocuklar, onların ebeveynleri ve öğretmenleri oldu. 3-6 yaş grubu çocuklar için uzaktan eğitimin sınırlamaları çok. Her ne kadar ekran alışkanlıkları varsa da bunu bir öğrenme aracı olarak kullanmakla ilgili deneyimleri yok. Ayrıca onların uzaktan eğitime katılması yetişkin denetimini de gerektiriyor ki bu da ebeveynlerine külfet getiriyor. Erken çocukluk dönemindeki çocuklar ekranı kullanma, mikrofonu kullanma gibi teknoloji becerilerine henüz sahip değiller, kaldı ki okuma yazma da bilmiyorlar. Burada okul öncesi öğretmenlerinin teknolojiyi kullanmadaki etkililiği de devreye giriyor. Tabii ki okul öncesi öğretmenleri de yüz yüze öğretimlerinde teknolojiyi kullanıyorlar. Ancak uzaktan öğretimde farklı teknolojik becerilere sahip olmaları, sahip olmak için de önce öğrenmeleri gerekiyor.
Anaokulu özelinde uzaktan eğitime karşı çıkan, beğenmeyen, istemeyen pek çok ebeveyn oldu. Çok haksız değillerdi, çünkü okul öncesi dönemdeki öğrencilerin dokunmadan, dokunulmadan, oynamadan, öğretmenleri ile göz göze gelmeden öğrenmeleri çok mümkün değil. Uzaktan eğitimden faydalanacak olan çocuğun öz denetim becerisinin, içsel motivasyonunun biraz gelişmiş olması gerekli, çünkü uzaktan eğitimde bir kontrol mekanizması yok. Öğretmenin sınıf dinamiğine uzaktan müdahalesi sınırlı. Çocuk aslında eğitim sürecine ancak kendi istediği sürece katılıyor, odaklanıyor, takip ediyor ve okul öncesi dönemde olan çocuklarda bu mekanizmalar henüz yeterince gelişmiş değil. Dolayısıyla bu çocukların uzaktan eğitimden faydalanmaları zorlayıcı bir süreç. Şöyle bir dönemden geçildi. Ya hiçbir şey yapılmayacak yüz yüze eğitime dönülene kadar çocuklar evde kapalı kalacaktı, ya da bir şekilde uzaktan eğitim yapılacaktı. Erken çocukluk döneminde çocuğun beyni her gün gelişir. Yani aslında tek bir günün bile kaçırılmayacak kadar değerli olduğu bir dönem. Çocukların beyin gelişimlerinin devam etmesi için de ancak öğretmenlerinin sağlayabileceği doğru türden uyarımı almaya ihtiyaçları var. Bu nedenle her ne kadar göze çok sağlıklı görünmese de uzaktan eğitim mutlaka yapılmalıydı. Evet anne babalar kendileri de online çalıştıkları için çocuklarının sürecini desteklemede çok zorlandılar, ancak yapılan araştırmalar uzaktan eğitimin okul öncesi dönemde de doğru uygulanması koşuluyla yüz yüze eğitim kadar verimli olabileceğini, kısa vadede bu grubun da uzaktan eğitimden faydalanabileceğini söylüyor. Okul öncesi dönemde yüz yüze eğitimde “merak uyandırmak” önemlidir. Uzaktan eğitimde de öğretmen öğrencinin derse merakını uyandırabilirse, uzun uzun konu anlatımları yerine soru-cevaplara, hareketli etkinliklere yönelirse, çocuğun uzaktan eğitimden sağlayacağı faydanın düzeyi kesinlikle artacaktır.
Pandemi süreci uzadıkça uzaktan eğitime her seviyede devam edilecek ve belki de başlangıçta değindiğim gibi ummadığımız şekilde yeni bir öğretim sisteminin ayrılmaz parçalarından biri olarak hayatımızdaki yerini alacak. Biz eğitimciler önümüzdeki sürece artık daha hazırlıklıyız. Ancak uygulamaların her seviyede etkili olabilmesi için altyapı, donanım ve eğitim eksiklerimizi bir an önce tamamlamamız gerekiyor. Sağlıklı bir eğitim için bu süreçte hem çocukların hem de eğitimcilerin en temel ihtiyacı ise hiç kuşkusuz anne babaların tam desteği olacak.



